Kur'an ve Sünnet Bütünlüğü - İslam Yolu


Kur’an ve Sünnet Bütünlüğü

kuran ve sünnet bütünlüğü

Din, Yüce Allah tarafından peygamberlere vahiy yoluyla gönderilen ve insanları hem bu dünyada hem de ahiret hayatında mutluluğa eriştirecek emir ve yasaklar manzumesidir. Peygamberler ise, Allah’ın kulları arasından seçtiği ideal anlamda örnek insanlardır. Yüce Allah’ın ilahî kitaplarda emrettiği ve kullarından yapmalarını istediği ibadetler, peygamberlerin hayatında sembolleşmiş, güzel birer örnek halini almıştır. Allah’ın sevdiği bir kul nasıl olabilirim diye düşünenler, Allah’ın kendilerinden razı olduğu peygamberleri, kendilerine örnek alarak bu arzularına kavuşabilirler. Kur’an-ı Kerim’de: “Andolsun, Allah’ın Resûlünde sizin için, Allah’ı ve ahireti arzu eden ve Allah’ı çok anan kimseler için uyulacak en güzel bir örnek vardır.”[1] buyurulmuştur.

İslâm Dini’nin iki ana kaynağı vardır ki, bunlar: Kur’an ve sünnettir. Kur’an’da emredilenlerin ibadet halinde tezahürü ancak Hz. Peygamberin Kur’an’ı anlaması, yorumlaması ve uygulamasıyla ortaya çıkmıştır. Nitekim Yüce Rabbimiz, Nahl Suresi’nin 44. âyetinde: “İnsanlara, kendilerine indirilenleri açıklamak için ve düşünüp anlasınlar diye sana da bu Kur’an’ı indirdik”. Nisa suresinin 59. ayetinde de: “Herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz; eğer gerçekten Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız onu Allah’a ve Resûlüne götürün. İşte bu daha iyi ve sonuç bakımından daha güzeldir” buyurulmaktadır. Ayetlerde meselelere çözüm ararken Kur’an’a ve sünnet’e müracaat etmemiz istenmekte, Kur’an’ı anlama ve uygulama konusunda Hz. Peygamberin en büyük rehber olduğu vurgulanmaktadır.

Kur’an’ı anlamada ve ibadetleri uygulamada Hz. Peygamber’in olmazsa olmaz diyebileceğimiz bir mevkii vardır. Hz. Peygamber olmaksızın, Kur’an ayetlerinin gönderiliş sebeplerini ve hangi manaları ihtiva ettiğini anlamamız, hayatımızda son derece büyük önemi haiz olan ibadetlerin yapılış şekillerini bilebilmemiz mümkün değildir. Yüce Allah, Hz. Peygamber’in dindeki bu önemli yerini, Kur’an-ı Kerim’de kendisi tayin etmiştir. Yani Hz. Peygamber’i sevmek, ona inanmak, ona itaat etmek, onun getirdiklerini almak, yasaklarından kaçınmak, hepsi Allah’ın emridir. Kur’an-ı Kerim’de

“Peygamber size ne verdiyse onu alın, size ne yasakladıysa ondan da sakının”[2] buyurulmuş; başka bir ayette de “O, arzusuna göre konuşmaz, O, (nun konuşması, kendisine) vahyedilenden başkası değildir.”[3] buyurularak Hz. Peygamber’in sözlerinin ve davranışlarının bizler için ne derece önemli olduğu vurgulanmıştır.

O halde, Hz. Peygamber’in dindeki yerini bilmemek ve dikkate almamak, Yüce Allah’a ve Kur’an’a muhalefet etmek demektir. Çünkü Hz. Peygamber, yetkisini Kur’an’dan almaktadır. Bütün bunlara ilaveten, din samimiyet ve sadakat ister. O, başta kalp olmak üzere, bütün azaların huzur bulduğu bir müessesedir. Bu huzurun ve manevî atmosferin sağlanması ve devamı, ancak, Allah’a ve Resûlüne inanmak ve onları sevmekle mümkündür. İnancımızı, sadakatimizi bozacak her türlü şüpheden uzak durmamız gerekmektedir. Kısaca ifade etmek gerekirse dinimizi, Hz. Peygamber’in bizlere emanet olarak bıraktığı asli kaynaklardan yani Kur’an’dan ve sünnet’den okuyarak öğrenmemiz gerekmektedir. Çünkü yeterli bilgiye sahip olmazsak, ortalıkta dolaşan, kimi zaman da aslı esası olmayan sünnet’i hafife alan sözler, bizim inancımızı zedeleyebilir, ibadetlerimizi, samimiyetimizi ve sadakatimizi gölgeleyebilir.

Dersimizi Sebe sûresinin 28. ayetinin mealiyle bitiriyorum: “Biz seni bütün insanlara ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik; fakat insanların çoğu bunu bilmezler.”

[1] Ahzab,21

[2] Haşr,7

[3] Necm,3-4

Yazıyı sosyal medyada paylaş


Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir